Devletçilik İlkesi
Devletçilik İlkesi
Türk tarihi incelenirse bütün yükseliş ve gerileme nedenleri birer ekonomi sorunudur.Bir milletin doğrudan hayatıyla, yükselişiyle, gerilemesiyle ilişkili olan, ekonomisidir.Bu ilke gereğince, milli ihtiyatlar nedeniyle devlet, ekonomik hayatta görev ve sorumluluk yüklenebilecekti.
Devletçilik, Türk toplumunun ve devletinin ekonomik ve sosyal kalkınmasını gerçekleştirmek için devlet işletmeciliği ile özel sektör işletmeciliğinin birlikte ve uyum içinde çalışmasıdır.Devletçilik ilkesi Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş ve o dönem için Türkiye’ye özgü bir sistem olup devletle bireyin birbirine karşı değil, birbirini bütünleyici olması nedeniyle de dönemindeki ekonomik sistemlerden ayrılmaktadır.
Ekonomik açıdan çok kısa zamanda kalkınmayı öngören Atatürk, buna uygun olarak devletçilik ilkesini benimsemiştir.Bu ilke gereğince ulusal gereksinimler nedeniyle devlet ekonomik yaşamda görev ve sorumluluk üstlenecekti.Bu sorumluluğun üstlenilmiş olması özel sektörün reddedilmesi anlamına gelmiyordu.Devlet bireyin yerini almayacak, hızlı kalkınma için devletle bireyin faaliyet alanları ayrılacaktı.Atatürk bu durumu şöyle ifade etmiştir. ‘’ Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Bireylerin özel girişimlerini ve kişisel etkinliklerini esas tutmak; fakat bir milletin geniş bir ülkenin bütün ihtiyaçlarının karşılanmadığını ve birçok şeyin yapılmadığını göz önünde tutarak ülke ekonomisini devletin eline almak.’’
Türkiye’nin ekonomik konulara ilişkin sorunlarını çözmek amacıyla 17.02.1923 tarihinde İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde açılış konuşmasını yapan Mustafa Kemal; ülkenin imparatorluk döneminden devraldığı sorunları ve çözüm aşamasındaki dikkate alınacak ilkeleri belirlerken, milletin tüm bireylerinin ve olanaklarının kalkınma için bir program çerçevesinde seferber edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Devletle birey, birbirine karşı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır.Devletçilik, ülkenin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle zorunlu bir gereksinimdir.Atatürk, sınıfsal ayrıcalıkların olmadığı bir toplum yaratmak çabasındaydı.Bunun için gerekli olan fırsat eşitliğini gerçekleştirmek devletin göreviydi ve bu da halkçılık ilkesinin bir gereğiydi.Başarılı olması için akılcı ve özverili bir çalışma gerekliydi.Bu nedenle özellikle Birinci ve İkinci Sanayi Planları, uygulamada önemli yatırımların gerçekleştirilmesini sağlamıştır. ‘’ Bizim izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik, kişisel gayret ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde, ulusu refaha ve ülkeyi bayındırlığa eriştirebilmek için milletin genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde, özellikle ekonomik alanda devleti doğrudan ilgili kılmaktır.’’
Atatürk, yeni Türk devletinin temellerinin süngüyle değil, milli ekonomiyle kurulacağına inanıyordu.Bu düşüncesini, ‘’Kılıçla toprak alanlar, sabanla toprak işleyenlere yenilmek ve sonunda yerlerinin onlara bırakmak zorundadırlar.’’ Sözleriyle ifade etmiştir.
Atatürk yabancı sermayenin ülkemize girmesine karşı değildi.Ancak hem ülkemiz hem de yabancı ülkeler için yararlı olabilecek bir iş birliği sağlanması gerektiğini düşünmekteydi.Bu konudaki düşüncelerini, ‘’Varlığımızı ve hayatımızı korumak için dışarıdan bir kaynak aramak lazım gelirse yine daima kendi görüşlerimiz baki kalmak koşuluyla her kaynaktan yararlanmayı da uygun gördük.Zannedilmesin ki biz yabancı sermayeye düşmanız…Hayır!.. Çok sayıda sermayeye ihtiyacımız vardır…Kanunlarımıza riayetkar olmak şartıyla yabancı sermayelerine lazım gelen teminatı vermeye hazırız…Fakat eskisi gibi değil!Türkiye’nin istiklali her sahada kamilen tasdik olunmak şartıyla kapılarımız bütün yabancılara genişçe açık kalacaktır.’’ Sözleriyle ifade etmiştir.
Devletçilik ilkesiyle ekonomik, sosyal ve kültürel alanlardaki gelişmeler desteklenmiş ve hizmetlerin vatandaşa eşit şekilde ulaştırılması sağlanmıştır.Bunun sonucu temel insan haklarının yerleşmesi ve koruması gerçekleştirilmiştir.
